Görüş / Röportaj

Çelik: Dağdan gelişler tekrar başlayabilir

, Mart 12th 2010 9:46 AM
 


Ankara, 12 Mart (AKnews) - Türkiye’de iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Kandil’den gelen grupların Habur’dan geçişi sırasında yaşananların  “güven sarsılmasına” yol açtığını belirterek, “Meşru bir iş yaptığınız zaman meşru bir tarzınızın olması lazım. Bu konuda iyi niyet ortaya konulursa, dağdan gelişler yeniden başlayabilir” dedi.

Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesini istemeyen ve “çözümsüzlük sektöründen” nemalanlar olduğunu kaydeden Çelik, “PKK’ya mayın satanlarla”, devlete “dedektör satanların” aynı firmalar olduğuna dikkat çekti. 

H.celikTürkiye’nin Kürdistan Bölgesi ve Başkanı Barzani ile iyi ilişkiler kurduğunu, “olması gerekenin de bu olduğunu” vurgulayan Çelik, “Gündüz ortasında gözünü kapatan sadece kendisine gece yapar, gün ışımaya devam eder. Kuzey Irak’ta bizim komşumuz olan bir yönetim var, oradaki yapının ne olduğuna da Iraklılar karar verir, bizi ilgilendirmez” diye konuştu.

AK Parti Genel Merkezi’nde görüştüğümüz Çelik’in AKnews’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
 
Sayın Çelik, hükümet olarak “taş atan çocuklar”la ilgili yasa tasarısını yeniden gündeme getiriyorsunuz, önceki tasarıdan ne gibi değişiklikler öngörüyorsunuz?

Ona “Taş Atan Çocuklar Yasa Tasarısı” demek doğru değil, çünkü bu “taş atan çocuklara” mahsus bir şey değil. Türkiye, Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış bir ülkedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde de 18 yaşından küçük bütün gençler çocuk kabul edilir. Dolayısıyla eğer birisi çocuksa, suç işlemiş gözüyle bakmaktan ziyade suça itilmiş birey olarak bakmamız gerekiyor. Onları yetişkinlerin tabi olduğu prosedüre göre değil de, çocukların tabi olduğu dünya standartlarındaki prosedür neyse ona göre yargılamak gerekir. Muhalefetin itiraz ettiği şeyler çocukların yargılanmasıyla ilgili değil, diğer bazı hususlarla ilgilidir. Bu hafta veya önümüzdeki hafta Komisyonda gündeme gelecek ve ümit ediyorum ki o kanun çıkacak.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ DAR KAPSAMLI

Anayasa değişikliğine ilişkin de bir paket hazırlığınız var, o pakette neler yer alacak?

Bizim anayasamızda çocuklarla ilgili, kadın erkek eşitliğiyle ilgili bazı hususlar teyit edilerek, anayasal güvenceye kavuşturulmak isteniyor. Siyasi partilerin kapatılmasını düzenleyen bir madde olması, ombudsmanlıkla ilgili bir düzenlemenin olması düşünülüyor, yargı reformuyla ilgili bazı hususlar var. Temelde çok kapsamlı bir şey olmayacak. Dar çerçevede bir paket olacak. Bununla ilgili çalışmamız sürüyor. Bu teklifimizi önümüzdeki hafta siyasi partilere sunacağız. Hem TBMM’de temsil edilen partilere hem de yüzde 1’in üstünde oy almış parlamento dışı partilere ileteceğiz. Çünkü biz katılımcı demokrasiye inanıyoruz. Anayasalar devlet ve millet arasında birer sözleşmedir. Biz istiyoruz ki olabildiğince geniş bir destekle çıksın. Ama CHP, MHP TBMM’de zorluk çıkarıp uzlaşmaya yaklaşmıyorsa, uzlaşma demek ille de muhalefetin dümen suyuna girmek değildir, millet iradesi neyi gerektiriyorsa onu yaparız. 367’yi bulamazsak milletin kendisine sorarız, bu da referandum sürecine gitmek demektir.

SEÇİM BARAJI DÜŞMEYECEK

BDP “seçim barajı bizim kırmızı çizgimizdir” diyor, seçim barajına ilişkin bir düzenleme yer alacak mı pakette?

Hayır, seçim barajına ilişkin bir düzenleme olmayacak. Çünkü bizim anayasamıza göre, seçimlerin ülkemizde yönetimde istikrarı ve temsilde adaleti sağlaması gerekiyor. Türkiye maalesef yerleşik koalisyon kültürü olmayan bir ülkedir. Ne zaman koalisyon hükümetleri işbaşına gelmiş, Türkiye aşağıya doğru gitmiştir. Şu anda parlamentoda 4 siyasi parti olmasına rağmen kanun çıkarmakta zorluk çekiliyor. Bunun 10 parti olduğunu düşündüğünüzde, öyle bir Meclis’te derde deva olacak bir şey çıkmaz.

Türkiye milletvekilliği olacak mı?

O düşünülebilir. Daha önce partimiz tarafından dile getirildi, ancak diğer siyasi partiler buna sıcak bakmıyor. Bu BDP’nin de işine gelmez. Çünkü orda şu öngörülüyor, 100 milletvekilliği baraja dahil olmayacak, her parti ne kadar oy alırsa o kadar milletvekili çıkaracak. Diyelim ki, 2007’ye göre söylersek, AK Parti yüzde 47 oy aldı, o 100 milletvekilinin 47’sini biz alacağız, diyelim ki BDP yüzde 6 oy aldı, 6 milletvekilini o alacak, diyelim ki Büyük Birlik Partisi yüzde 2 aldı, 2 milletvekilini o alacak. Şimdi BDP bağımsız girip 20 milletvekili çıkarabilecekken, herhalde bu şekilde parlamentoda 6 milletvekili ile temsil edilmek istemez.

Açılım süreci ne aşamada, önümüzdeki dönemde ne gibi adımlar atılacak?

H.celikBen bu açılımın amacına hizmet ettiğini düşünüyorum. Biliyorsunuz ben Van milletvekiliyim. Türkiye’de Kürt var mı yok mu tartışması yapılan yıllardan geliyoruz. Benim Doğu’daki Kürt vatandaşlarıma Kürt dendiği zaman “Onların suratına tükürün, onlar kendini Kürt zanneden Türkmenlerdir” dendiği yayınların yapıldığı dönemlerden geliyoruz. Şimdi Türkiye’de 24 saat yayın yapan TRT Şeş var, Kürtçe kurslar serbest, Kürtçe müzik yapma, insanların Kürtçe meramını anlatma, dilini öğrenme, öğretme önünde engellerin olmadığı, Kürtçe tiyatro oyunlarının sergilendiği, üniversitelerde Kürt dili enstitülerinin kurulduğu ve araştırıldığı bir döneme geldik. Bu çok önemli bir ilerlemedir.

Bazıları bunu küçümseyebilirler ama bu değişim dönüşüm hareketlerinde kamuoyu algısını hesaba katmadan bir şey yapamazsınız. Düşünün siz bir topluma “Kürt yok” demişsiniz, bugün “Kürt var” diyorsunuz. Herkes her şeyin bir anda olmasını isteyebilir ama bir toplumda değişim dönüşüm çok basit olmuyor. Ben şuna benzetiyorum, 180 kiloya ulaşmış obez bir insanı 2 ayda 80 kiloya indireceğim derseniz bu insanı öldürürsünüz. Bunu maalesef BDP de anlamak istemiyor, sürece katkı sağlayacağına, bundan önceki süreci söylüyorum, Silopi - Habur görüntüleri başta olmak üzere süreci sabote eden bir tutum takındı. MHP de BDP de bu sürecin başarıya ulaşmasını istemiyor gibi bir his var içimizde. Çünkü ikisi de birbirinin değirmenine su taşıyor. BDP’nin yaptıkları MHP’nin eline koz olarak geçiyor, MHP’nin söyledikleri BDP tabanını tahrik ediyor. 

CHP PLAJLARIN PARTİSİDİR

Hükümet de süreci beklemeye aldı gibi bir görüntü var. Açılım baştaki kararlılıkla sürüyor mu?

Ben aynı kararlılıkla sürdüğünü düşünüyorum. Sayın İçişleri Bakanı 13 Kasım’daki görüşmeler sırasında 21 madde saydı. Bunların önemli bir kısmı idari tasarruflardı. Kanun çalışmaları ve bir de Anayasa vardı. Kısa, orta ve uzun vadede bir ayırım yapıldı. Bu idari tasarrufların büyük bir kısmı, yayla yasaklarından tutun yollarda yapılan aramalara varıncaya kadar hayata geçirildi. Kanunlar teker teker Meclis’e sevkedildi. Orada zikredilen kolluk şikayet mekanizmasından tutun da İnsan Hakları Kurumunun oluşmasına, ayırımcılıkla mücadeleye varıncaya kadar bunların bir kısmı meclise geldi, bir kısmı da gelecek ve bu yasama yılının sonuna kadar bunlar bitirilecek.

Bu arada, dağdan inişlerle ilgili iyi niyetli bir süreç de başlatıldı ama onu ideolojik şova dönüştürdüler, propaganda arenası haline getirdiler. Bu da batıdaki insanları büyük bir endişeye sevketti. Bir tarafı abad edeyim derken diğer tarafı berbat etme hakkına sahip değilsiniz. Eğer bir toplumsal barıştan söz ediyorsanız, bir taraf sevinirken diğer taraf üzülüyorsa, orda bir yanlışlık var demektir. Biz Şanlıurfa’yı, Diyarbakır’ı sevindirirken Yozgat’ı, Kayseri’yi küstüremeyiz. AK Parti bir bölgeye göre değil, bütün ülkeye göre politika yapar. DTP, MHP birer bölge partisidir, CHP plajların partisidir, ama AK parti öyle değildir, 81 ilin 80’inde milletvekili çıkaran bir partidir. 

AK PARTİ’YE KADAR BÜROKRATİK CUMHURİYETTİ

Türk kamuoyunu ikna etmek için ne yapıyorsunuz?

H.celikBiz Türk toplumunu ikna etmek için önce açılımın gerekliliğine inandırmaya çalışıyoruz. Esasen demokratik açılım süreci bence devletin ve Türkiye’de yaşayan tüm halkın kendi korkuları ve tabularıyla yüzleşmesini sağladı. Geçen süreç içerisinde bu kadar açık konuşmaya şahit oldunuz mu? Gazetelerde, televizyonlarda, radyolarda mesele bütün detaylarıyla ortaya konuyor. Bir şeyi çözmek için önce konuşmak lazım. Kürt meselesi dünün meselesi değildir, bir asırlık meseledir, bu asrın son 30 yılında da kan var, gözyaşı var, şiddet var. Yıllardır kanayan bir yaraya pansuman tedbirlerle çözüm getiremezsiniz. Kimse bizden sihirbazlık beklemesin, biz şapkadan tavşan çıkaramayız. Değişik yerlerde verdiğim konferanslarda da söyledim, Türkiye tek partili dönemde beş kesimi ötekileştirdi.

MİLLETİ ÇARESİZLİĞE MAHKUM EDİLDİ

Hangi kesimleri…

Gayrı Müslimleri, Alevileri, Kürtleri, mütedeyyin insanları, köylüleri ötekileştirdi. 1946’ya kadar köylülerin Ankara’da Ulus’a, Kızılay’a girmesi yasaktı. Fakat 1946’da çok partili siyasi hayata geçildikten sonra köylülerin oyları kıymete binince, ki o zaman toplumun yüzde 80’i köylüydü, köylü öteki olmaktan çıktı, diğer dördü devam ediyor. Biz bunların hepsiyle ilgili bir açılım başlattık. Bizim toplumumuz gökkuşağının renkleri gibi oldu.

Demokrasilerde renklerin birbirine dönüşmez. Mavinin kırmızıya, kırmızının yeşile, yeşilin mora dönüşme mecburiyeti yoktur. Bütün renkler kendisi olarak dursun ama gökkuşağının güzelliğindeki armoniyi yakalayalım. Bir orkestrada birbirine taban tabana zıt enstrümanlar var, orkestra şefi becerikliyse farklı enstrümanlardan çıkan farklı sesleri bir nameye, bir musikiye, bir armoniye dönüştürür; beceriksizse oradan kakofoni çıkar. Siyaset esasında farklılıkları yönetme sanatıdır.

Ben Türkiye’de hacizatında devlet açısından meselesin Kürt meselesi olduğu kanaatinde değilim. Alevilere dayak atan da, dindarlara dayak atan da, gayrı Müslimlere dayak atan da, Kürtlere dayak atan da aynı zihniyettir. 1955’te 6-7 Eylül olaylarında gayrı Müslimlerin malları yağmalanmış, 1942’de Varlık Vergisi çıkarılmış. Türkiye’de mütedeyyin insanlar kendi inançları doğrultusunda hayatlarını tanzim edebiliyorlar mı? Bütün bunları devletin demokratikleşmesi olarak düşünmemiz lazım.

Dünyada 5 çeşit cumhuriyet vardır: Totaliter cumhuriyetler, sosyalist cumhuriyetler, teokratik cumhuriyetler, bürokratik cumhuriyetler ve demokratik cumhuriyetler. AK Parti’ye kadar olan cumhuriyet bir bürokratik cumhuriyet olarak devam etmiş maalesef. Bu bürokratik cumhuriyette hakim olan milletin iradesi değildir. Sivil ve askeri bürokrasinin iradesidir. Bu bürokratik iradeye yargıyı da dahil edebiliriz. Bugün insanların ne oluyor demesinin sebebi devletin aslında bürokratik cumhuriyetten demokratik cumhuriyete geçiş sancılarıdır. Türk milleti yaşadığı bir çok problem konusunda bir “öğrenilmiş çaresizliğe” mahkum edilmiştir.

Nedir öğrenilmiş çaresizlik…

Bunu bir örnekle anlatayım, mesela bilim adamları bir kutunun içerisine birkaç tane çekirge koyuyorlar ve üzerine de bir cam kapak kapatıyorlar. Çekirge camı boşluk sanıp sıçrayarak dışarı kaçmaya çalışıyor. Bunu bir kere, beş kere, elli kere, yüz kere yapıyor, her defasında da cama çarpıp düşüyor. Ve en sonunda sıçrayarak oradan çıkamayacağına şartlanıyor, bunu bir kader olarak benimsiyor. Daha sonra camı kaldırsanız bile asla sıçramıyor.

Bu örnekten yeniden topluma dönersek…

Bu ülkede darbeler, anti demokratik uygulamalar, hukuksuzluklar, faili meçhul cinayetler, işkenceler, bölgesel farklılıklar, terör, bütün komşularımızı düşman ilan etme, ülkenin üç tarafı denizlerle dört tarafı düşmanlarla çevrilmiş söylemi, bütün uluslar arası platformlarda yalnızlaşma bir kader gibi benimsenmiş. İlk defa, bu böyle gitmez, öğrenilmiş çaresizlik hayvanlara yakışır ama insanlara yakışmaz diyen bir anlayışla ortaya çıkınca millet bunu garipsiyor.

Niye garipsiyorlar?

Çünkü deliliğin standart olduğu yerde akıllılık sapmadır. Şimdi biz ikimiz Bakırköy Akıl Hastanesine gitsek bütün deliler birbirine haber verirler, “iki kaçık gelmiş, gelin seyredelim” diye. Niye? Çünkü delilik orda standarttır. Doğru olan budur. Yıllar yılı biz bunu yapmamışız. Bakın Alevilerle ilgili çalıştaylar yapıldı. Ben ilk defa Alevilerin rahatça “Ben Aleviyim”, Süryanilerin “Ben Süryaniyim”, Ermenilerin “Ben Ermeniyim” dediğini görüyorum. Demokratik açılımın en büyük amaçlarından biri buydu. Demokrasiden yana olduğunu söyleyen partilerin buna katkı sağlaması lazım.

H.celikNe yapmalılar, örneğin BDP’den beklentiniz nedir?

BDP’nin mensupları benimle görüştüğünde kendilerine de söyledim. BDP Mecliste olan legal bir partidir. Biz “sizinle konuşalım” diyoruz, onlar “hayır” diyorlar, adres olarak İmralı’yı, Kandil dağını gösteriyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde bir devlet gidip eli silahlı teröristle pazarlık yapar mı? Oturup konuşur mu? İngiltere’de İngiliz Hükümeti İRA’yla mı konuştu? Sinn Fein’le konuştu. Katkı sağlayın dediğiniz zaman “Apo’yla konuşun” diyorlar. Bu doğru bir yaklaşım mı, sürece katkı sağlar mı? Kendinizi lüzumsuz hale getiriyorsunuz, adeta diyorsunuz ki “biz yokuz”. Bu bence bir siyasi partinin kendine yapabileceği en büyük kötülüklerden biridir.

DTP BİZE GÜVENCE VERDİ

Açılım sürecinin başlangıcında DTP ile görüşülmüştü ama daha sonra diyalog koptu, BDP ile yeniden bir diyalog süreci başlayabilir mi?

Tabii ki başlayabilir. Biz Türkiye’deki bütün siyasi partilerin rakibimiz olduğunu düşünüyoruz, hiç kimse bizim düşmanımız değil. Rekabet temelinde siyaset yaparız ama nezaketi elden bırakmayız. BDP bizim için legal bir partidir, genel başkanıyla da, diğer mensuplarıyla da rahatça oturulup konuşulabilir. Ama Kandil’i adres gösterdiler mi iş değişir.

Kandil’den gelen ilk gruptan sonra İçişleri Bakanı Atalay, “dağdan yeni gruplar gelecek” demişti, ama süreç durdu. Bu konuda yeni bir gelişme olacak mı?

Habur olayı güven sarsılmasına yol açtı. Biliyorsunuz o süreçte İçişleri Bakanı, Sayın Ahmet Türk’le konuştu, “burayı bir ideolojik alana dönüştürmeyin, bir şova dönüştürmeyin” diye. Onlar da bize güvence verdiler, “tamam” dediler. Sen dağdan barışa katkı için geliyorsun, terörist kıyafetleriyle geliyorsun, Apo’nun posterlerini açıyorsun, “Apo’dan mesaj getirdim” diyorsun. O zaman sen kuryeysen, kanunlar örgütün kuryeliğini yapmayı yasaklıyor. Dolayısıyla meşru bir iş yaptığınız zaman meşru bir tarzınızın olması lazım. Bu konuda iyi niyet ortaya konursa dağdan gelişler yeniden başlayabilir.

MHP’NİN TÖREN KITALARI HAZIR

Siz, sık sık kamuoyu yoklamaları yapıyorsunuz, açılıma halkın destek düzeyi ne?

Habur, Silopi görüntülerinden sonra halkın ciddi manada kafası bulandı. Fakat biliyorsunuz biz bir Demokratik Açılım kitapçığı hazırladık, sonra ekipler halinde 81 vilayeti ikinci kezdir turluyoruz, özel programlar yapıyoruz, medya olabildiğince kullanılmaya çalışılıyor. Şu anda o ibre hızla yükseliyor. Eski endişeler büyük çapta zail oldu ama bu arada terör olayı olmaması lazım. Çünkü terör olduğu zaman birileri şehit cenazelerine bakıyor, bu da birilerinin işine geliyor. MHP’nin şehit cenazeleriyle ilgili tören kıtaları hazır.

MAYINI DA, DEDEKTÖRÜ DE AYNI FİRMA SATIYOR

PKK’nin eylemlere yeniden başlaması açılım sürecini nasıl etkiler?

Ben her zaman şunu söylüyorum, başkalarının yanlışlarından yola çıkarak kendi doğrularımızdan vazgeçmemeliyiz. Türkiye’de ne zaman bir çözüm üretimi gündeme gelmişse, hemen birileri düğmeye basmıştır. Bir de Türkiye’de bu sürecin bitmemesini isteyenler var. Bir sektör oluştu, bu sektörden nemalanan, bundan ekmek yiyen insanlar var. PKK’ya mayın satanlarla bize dedektör satanlar farklı firmalar değil.

CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu, “toplumsal barış için bir genel af çıkarılabilir” dedi, sizin genel af konusuna yaklaşımınız ne?

Bizim gündemimizde böyle bir şey yok. Terörü bir yana bırakalım, mesela birisi senin babanı öldürmüş. Senden başka kimse onu affedemez. Sen affetsen bile kamu yakasına yapışır.

Siyasi suçlarla sınırlı bir af olabilir mi?

Türkiye’nin şartları şu anda buna uygun değil. Cezası kesinleşmiş, bütün uluslar arası mahkemelerde de hukuk sürecini tüketmiş olan Abdullah Öcalan var. Türkiye kamuoyu 46 bin insanın ölümünden onu sorumlu tutuyor. Abdullah Öcalan’a af dediğiniz zaman Türkiye’de yapmanız gereken hiçbir şeyi yapamazsınız. Bunun ne kadar doğru olduğu ayrı bir olay.

ORDA TÜRKMEN VARSA, BURDA DA KÜRTMEN VAR

Türkiye’nin, Irak’la ve Kürdistan Bölgesi’yle ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Irak doğrusu sadece Irak halkı için değil, bizim için de kanayan bir yaradır. 1 Mart tezkeresine ben o zaman bakan olmama rağmen ret oyu vermiştim. Biz Irak’la aynı coğrafyayı, aynı tarihi, aynı kültürü paylaşan bir milletiz.

Biz Türkiye olarak Irak’a büyük önem veriyoruz ve kesinlikle stratejik partnerimiz olarak görüyoruz. Irak’ın yeniden kendi ayakları üzerinde durması için bize düşen neyse onu yapmaya çalışıyoruz. Kuzey Irak da tabii ki buna dahildir. Kuzey Irak yönetimiyle ilgili bizim hükümetimizin tavrı geçmiş hükümetlerle kıyaslanamayacak kadar dostça ve sıcaktır. Çünkü orada yaşayanlar bizim Türkiye’deki vatandaşlarımızın akrabalarıdır.

Elbette biz meseleleri soydaşlık bağlamında ele almıyoruz, bunu doğru da bulmuyoruz. Bir ara Türkmenlerle ilgili öne çıkan bir söylem vardı. Ben Abdullah Bey’in (Gül) başbakanlığı döneminde bir Bakanlar Kurulu toplantısında söyledim. Abdullah Bey’in selefi olan bakan arkadaşımız, Türkmenlerin Kürtlere karşı korunmasından söz etti, elbette kimse kimsenin hakkını çiğnemesin. Ben o zaman dedim ki, Sayın Başbakanım Kuzey Irak’ta sayısı hakkında muhtelif rakamlar söylenen bir Türkmen grubu var, Türkmen soydaşlarımız var. Ama unutmayın ki, Türkiye’de de sayıları hakkında yine muhtelif rakamlar verilen Kürtmen vatandaşlarımız var. Kürtmen’i özellikle söyledim. Meseleyi soydaşlık bağlamında değerlendirmek doğru değil. Kuzey Irak’taki Türkmenler de haksızlığa uğramasın, Araplar da uğramasın, Kürtler de uğramasın. Çünkü sadece Kürtler değil, Türkmenler de, Araplar da bizim komşularımızdır. Onlarla daha yakın ticari ilişki içinde olalım, daha yakın dayanışma ve siyasi ilişki içinde olalım. Orada bulunan Türk okullarının da buna çok ciddi hizmet ettiğini düşünüyorum. Erbil’de konsolosluk açma çalışmaları da var.

Türkiye’nin oranın yönetimiyle ve Sayın Barzani ile çok iyi ilişkileri var. Olması gereken de buydu, görmemezlikten gelme çok yanlış bir politikadır. Gündüz ortasında gözünü kapatan sadece kendisine gece yapar, gün ışımaya devam eder. Kuzey Irak’ta bizim komşumuz olan bir yönetim var, oradaki yapının ne olduğuna da Iraklılar karar verir. Federasyon mu olacak, özerk bir yapı mı olacak ona kendileri karar verir, bizi ilgilendirmez.

1 Mart tezkeresine karşı oy verdiğinizi söylediniz, bugün geriye dönüp baktığınızda sizce tezkerenin reddedilmesi doğru muydu?

Bence doğruydu. Ben olaya şöyle bakıyorum, ABD bizim üzerimizden Irak’ı vuracaktı. Saddam Hüseyin benim umurumda değildi, Irak halkı benim için önemliydi. Ben o zaman şöyle değerlendirdim, uzaklardan bir adam gelip “şu balkonunu yüksek bir fiyat karşılığında bana kiraya ver” diyor. Ne yapacaksın? Senin komşunu buradan kuracağım düzenekle vuracağım. Ben onun için tezkereye ret oyu verdim, bugün de doğru yaptığımı düşünüyorum.

PORTRE / HÜSEYİN ÇELİK

Doç Dr. Hüseyin Çelik, 1959 yılında Van'ın Gürpınar ilçesinde doğdu. 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ne asistan olarak girdi. 1992'de Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde yardımcı doçent, 1997 yılında doçent oldu.

Siyasete 18 yaşında iken Adalet Partisi Gençlik Kollarında başladı. 18 Nisan 1999 Milletvekili Genel Seçimlerinde DYP'den Van Milletvekili seçildi. 3 Temmuz 2001'de DYP'den istifa ederek AK Parti'nin kurucuları arasında yer aldı. Milletvekili seçildiği ilk yıl TBMM Başkanlık Divanı Üyeliğine seçildi. TBMM'de Ak Parti Grubu oluştuktan sonra Grup Başkan Vekili oldu. 3 Kasım 2002 Milletvekili genel seçiminde yeniden Van Milletvekili olarak parlamentoya girdi. 58. Hükümette Kültür Bakanı, 59 ve 60. AK Parti Hükümetlerinde ise, Millî Eğitim Bakanı olarak yer aldı. Şu an AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdürüyor.

Fikri ve siyasi akımlar, Türk kültürü, Türk siyasi tarihi, Türk edebiyatı ve aktüel memleket meseleleri üzerine yayımlanmış 15 kitabı bulunuyor.   

Kemal Avcı AKnews

 
Send to a friend Print
 

More news from Görüş / Röportaj

 

Alman Konsolos: Kürtler’in çabası Irak’ta demokrasi

Devamını oku

, Temmuz 29th 2010 10:33 AM

Hewler, 29 Temmuz (AKnews) – Almanya’nın, Kürdistan Bölgesi’ne atanan yeni konsolosu Stefan Bantle, Kürtler’in, Irak’ın demokratikleşmesi için çaba harcadığını söyledi.6...

 
 
 

MORE NEWS